muzlu ekmek (kek)

muzlu ekmek (kek)

Kadim Mısır yazıtlarında, Natron denilen basit bir tür karbonatın pişirilen yiyeceği kabartmak için kullanıldığından bahsedilmiş.

Fransız kimyager ve operatör Nicholas Leblanc 1791 yılında tuzdan karbonat (sodyum bikarbonat) üretme yöntemini bulmuş. Karbonat, 19. yüzyılın başından itibaren hamur kabartmak için kullanılmaya başlanmış. Hamuru hazırlarken kullanılan sirke, limon suyu veya krem tartar gibi asitli malzemeler karbonatla çabuk reaksiyona girerek gaz baloncukları oluşturur. Ürünün güzel kabarması için hemen fırınlanması gerekir.

İngiliz kimyager Alfred Bird, 1843 yılında yumurta ve mayaya alerjisi olan karısı Elizabeth’e ekmek yapabilmek için ilk modern tür kabartma tozunu geliştirmiş.

Alman eczacı Oetker’in 1891 yılında yarattığı Backin kabartma tozu Almanya’da hala satılıyor. 1898 yılında seri üretimine başladığı ve 1903’te patentini aldığı kabartma tozunu ev hanımlarına satan Oetker, ürünü çok popüler yapmış. Kabartma tozunun yarattığı sistem sayesinde gaz baloncuklarını oluşturan etkileşimler hamuru hazırlayanın kontrolüne geçti.

1930lara damgasını vuran Büyük Bunalım sırasında fakirleşen ev hanımlarının fazla olgun muzları kullanmak için yarattığı muzlu ekmekte hem karbonat hem de kabartma tozu kullanılmış. Yıllar içerisinde her ülkenin mutfağında çeşitli tarifle yer alan bu popüler keki, bir de Anamur muzu ile benim reçetemle deneyin.

Etiketler: , ,
şeker hikayesi

şeker hikayesi

Oğlumla bir donut paylaşırken yaptığımız sohbet üzerine giriştiğim araştırmayı sizlerle paylaşmak istedim. 🙂

Şeker kamışı, şeker pancarı, patates, havuç, mısır, buğday vb. bitkilerin sap ve köklerinin öz suyundan veya nişastasından çıkarılan, birleşiminde karbon, oksijen ve hidrojen bulunan, beyaz, suda eriyen, mayalanabilen ve çoğu tatlı olan maddelerin genel adı olarak tanımlanan şeker kelimesi Farsçaymış.

MÖ 8,000 – Tropik ve dönencealtı iklimde yetişen şeker kamışı, Yeni Gineliler’ce ehlileştirilerek yetiştirilmiş ve bu bilgi yavaş yavaş güneydoğu Asya, güney Çin ve Hindistan’a yayılmış.

MÖ 800 – Şekerin ilk tarihi kaydı Hindistan’daki şeker kamışı tarlalarından bahseden kadim Çin yazıtlarıymış.

MÖ 500 – Hintli üreticiler soğuk şeker şurubunu, büyük yassı kâseleri kalıp olarak kullanıp şekillendirerek kolay taşınabilir hale getirmişler. İngilizce şekerleme kelimesi candy, bu ürünün adı olan khanda kelimesinden türemiş.

MÖ 300 – Büyük İskender’in Hindistan’dan dönen askerleri ‘bal tozu’ dedikleri şekeri Avrupa’ya getirmişler, ancak yaygınlaşıp kabul görmesi 1,000 yıldan fazla sürmüş.

MS 100 – Avrupa’da ithal şeker, ilk yüzyılda sadece ilaç olarak kullanılırmış.

400 – Bol miktarda şeker üretebildikleri halde Hint toplumunun çoğunluğu tatlandırıcı olarak balı tercih ederlermiş. Beşinci yüzyılda, Gupta İmparatorluğu zamanında Hintli şeker kamışı üreticileri kaynatma yöntemiyle şekeri rafine ederek kristalleştirme yöntemini bulup geliştirmişler.  Şeker daha kolay taşınabilir hale getirildiğinden  Hindistan’ın başlıca ticari ürünü olmuş.

5. yüzyıl – Hindistan’dan komşu ülkelere seyahat eden Budist rahipler Çin’i, Hintli denizciler de Hint Okyanus’u ötesi ülkeleri şekerle tanıştırmışlar.

600 – Çin, Hintliler’den öğrendiği tekniklerle ilk büyük şeker kamışı tarlalarını ekmiş.

9. ve 10. yüzyıl – Arap Tarım Devrimi sırasında Orta Doğu ve Asya’daki müslüman ülkeler Hindistan’ın şeker üretim yöntemini uygulayarak Avrupalılar’ın bu inanılmaz gıda maddesiyle temasını sağlamışlar. Güney Asya, Orta Doğu ve Çin’de şeker, yemek ve tatlılarda bolca kullanılır olmuş.

11. – 13. yüzyıl – Haçlı Seferleri ile İngiliz ve Fransız askerler tatlı tuz dedikleri bu yeni baharatı ülkelerine götürmüşler. Şeker ticaretiyle gelişen Venedik ve Akdeniz filoları büyük miktarda bilgi ve yeni malzemeyi Avrupa’ya taşıyarak Rönesans’ı ve akabinde Buluşların Altın Çağı’nı başlatmışlar.

1319 – Londra’da kilosu bugünün değeri ile USD 110’a satılan ve beyaz altın olarak bilinen şeker Avrupa’da sadece zenginlerce tüketilebilen lüks bir ürünmüş.

1330 – Baklava benzeri bir tatlıya ait ilk tarife bir Çin Yuan Hanedanlığı yemek kitabında rastlanmış. Bugün bildiğimiz baklava Topkapı Sarayı mutfağında geliştirilmiş.

1493 – Christopher Columbus yeni dünyaya yaptığı ikinci yolculukta şeker kamışı fidanlarını Karayip adalarına götürmüş ve bölgenin sıcak ikliminin bitkinin gelişimine uygun olması şeker kamışı endüstrisini oluşturmuş.

16. yüzyıl – Avrupalılar Orta Amerika, Karayip adaları ve Güney Amerika’da önce yerlileri daha sonra da Afrikalıları köle olarak çalıştırmış. İnsanlık dışı çalışma şartları, tıbbi bakım olmaması veya kaçma çabaları sebebiyle milyonlarca köle hayatını kaybetmiş.

1600 başı – Fransız tarım uzmanı Olivier de Serres pancardaki kristalleşebilen şekeri keşfetmiş.

1700 – Gelişmiş ülkelerde yaşayan 1 kişi yılda 1 kilo 800 gram şeker tüketiyormuş.

1747 – Ilıman iklimde yetişebilen şeker pancarı ticari şekerin yeni hammaddesi olarak tanımlanmış ve şekerin fiyatını düşürmüş.

18. yüzyıl – Çoğunlukla Kuzey ve Orta Amerika’da yayılan büyük şeker kamışı çiftliklerinde çalıştırılan Afrikalı köleler sayesinde şeker çok pahalı lüks bir üründen popüler bir gıda maddesine dönüşmüş.

1800 – Gelişmiş ülkelerde yaşayan 1 kişi yılda 8 kilo şeker tüketiyormuş.

1801 – Franz Karl Achard tarafından Almanya’da kurulan ilk Avrupa şeker pancarı fabrikası sayesinde büyük miktarda üretilen şeker daha popüler ve ulaşılabilir olmuş. Bugün dünyada üretilen şekerin beşte biri şeker pancarından elde ediliyormuş.

1843 – Günümüz Çek Cumhuriyeti’nde yer alan Dačice kasabasında bir şeker şirketinin yöneticisi olan Jakub Kryštof Rad küp şekeri icad etmiş ve 5 yıllık patent aldıktan sonra üretimine başlamış.

19. yüzyıl – Şeker artık sadece popüler değil gerekli bir hammadde olmuş. Yüzyılın ilk yarısında patlayan köle ticareti Amerikan İç Savaşı’ndan sonra azalmış.

1900 – Gelişmiş ülkelerde yaşayan 1 kişi yılda 27 kilo şeker tüketir olmuş.

1926 – Türkiye’nin ilk şeker fabrikası, 26 Kasım’da üretime başlayan Alpullu Şeker Fabrikası’dır.

1957 – Richard O. Marshall ve Earl P. Kooi tarafından geliştirilen yüksek fruktozlu mısır şurubu günümüzde birçok yiyecekte, özellikle de gazlı içeceklerde şeker yerine kullanılmaktadır.

20. yüzyıl – Şeker artık herkes tarafından düzenli kullanılan genel bir gıda maddesi olmuş.

2000ler – Gelişmiş ülkelerde yaşayan 1 kişi yılda 45 kilo şeker tüketiyormuş. Günlük 125 gram civarında olan bu miktara, bilinçli tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerden aldıklarımızın üzerine, etiketlerde net yazılmayan ancak neredeyse tüm işlenmiş gıdalara çeşitli formlarda eklenen şeker ve yüksek fruktozlu mısır şurubunun da katkısı ile geliyoruz.

2015 – İngiliz otoriteler, kişinin günlük toplam şeker tüketiminin maksimum 25 gram (95 kcal), Amerikalı otoriteler ise 50 gram(190 kcal) olması gerektiğini öneriyorlar. Bir başka deyişle, günlük kalori harcamanızın %5i ile %10u arasında kalmalı diyorlar.

Bizim mutfakta işlenmiş gıdayı minimuma indirmeye özen göstererek günlük şeker tüketimimizi kontrol altında tutmaya çalışıyorum.

 

 

Etiketler:
brokoli çorbası

brokoli çorbası

Roma İmparatorluğu’ndan beri İtalya’da yararlı gıdalar arasında yer alan brokoli, M.Ö. 6. yüzyılda Kuzey İtalya’da islah edilmiş. Lahanagillerden brokolinin dünyaya yayılması ve tanınması ancak 1900’lü yıllarda olmuş.lahanagiller

150 gram, çiğ, buharda veya fırında pişmiş brokoli yediğimizde günlük C ve K vitamini ihtiyacımızı fazlasıyla karşılarken, bolca da lif, potasyum, folat ve lütein alırız.

Bu tarifteki gibi, çorbayı koyultmak için patates kullanmayı sebzenin tadını öne çıkarttığı için tercih ediyorum.

Etiketler: , , , , ,
süt

süt

Çiğ sütü ocakta iyice kaynatıp tezgah üstünde soğutmayı pastörize etmek diye düşünürüz. Bu şekilde pastörize edildiğinde sütün içerisindeki zararlı bakterilerle birlikte yararlı bakteriler de ölür ve besin değeri oldukça düşük bir süt elde ederiz.

Sütü 72°C ye ısıtıp 1 dakika veya 63°C ye ısıtıp 30 dakika aynı derecede pişirin. Ocaktan alıp, buz dolu büyük bir kabın içine koyun. Hızla kullanacağınız veya buzdolabına kaldıracağınız ısıya soğutun. Bu yöntemle pastörize ettiğim süt, buzdolabımda 1 hafta yaşıyor. Çiğ sütü pastörize etmeden de tüketebilir, peynir yapımında kullanabilirsiniz. Önemli olan uygun koşullarda doğal yemler ile beslenen, düzenli sağlık taramasından geçirilen hayvanlardan hijyenik ortamlarda elde edilen sağlıklı ve doğal süt bulabilmek. Pazarlarda veya sokakta satılan, herhangi bir soğuk zincir uygulamasına tabii tutulmaksızın, yaz-kış, tüm gün boyunca ortam havası sıcaklığında kalan, ve elde edildiği hayvanların nasıl yetiştirildiği, hangi koşullarda barındırıldığı ve beslendiği, ve yine ne tür ilaç uygulamalarına maruz kaldıkları bilinmeyen hastalıklı hayvanlardan süt alınması gibi durumlarda, çiğ süt, fokur fokur kaynatsanız bile sağlığınızı tehdit eder.

İlk kez 1860’larda Fransız bilim adamı Louis Pasteur tarafından geliştirilen ve onun adıyla anılan pastörizasyon, mikroorganizmaların ısı yardımıyla tahrip edilmesi esasına dayanır.

Endüstriyel süt, düşük sıcaklıkta uzun süre (63°C – 65°C ‘de 30 dakika) veya yüksek sıcaklıkta kısa süre (71°C -74°C’de 40-45 saniye) ısıtılıp, aniden soğutularak pastörize edilir. Pastörize sütte tüm mikroorganizmalar değil, sadece insan sağlığına zararlı olan bakteriler yok edildiği için raf ömrü kısadır ve soğuk zincirde taşınarak buzdolabında tutulur. Pastörize sütte çözünebilir kalsiyum ve fosfor % 5, tiamin ve B vitamini % 10, C vitamini de yaklaşık % 20 oranında azalır.

Isıl işlemin 101 ve üstündeki derecelerinde, basınç da uygulanması gerekir ve buna sterilizasyon denir. Bu işlemde tüm vejetatif hücreler, sporlar ve enzimler tamamen inaktif hale gelir. Uzun ömürlü (UHT steril) sütler 135°C-150°C civarında, basınç altında 2-5 saniye gibi çok kısa bir sürede sterilize edilir. Araştırmalara göre UHT yöntemi suda çözünen vitaminlerin neredeyse yüzde 80’ini ve B12 vitamininin ise tamamını ortadan kaldırıyor. Kalsiyumun da dahil olduğu birçok mineralin vücut tarafından alınabilme ve kullanılabilme özellikleri de büyük ölçüde yok oluyor. Bağırsaktaki probiyotiklere (yararlı bakterilere) zarar vererek onların bağırsağımızda sentezlediği vitaminlerin üretiminin de azalmasına sebep oluyor. Dolayısıyla, içtiğimiz UHT süt vücudumuza yarar sağlamak yerine zarar verir hâle geliyor. Bu sütle yoğurt bile tutmuyor!

Etiketler:
limon kremalı kek

limon kremalı kek

sprinklerainbowİngilizcedeki KEK (cake) kelimesinin vikinglerin kullandığı eski Norveç dilindeki kaka kelimesinden geldiği rivayet ediliyor. 🙂

Hamura eklediğim gökkuşağı çubuk granül şeker (sprinkles) dilimleri renklerle canlandırarak keke neşe kattı.

Tereyağlı kek kategorisinde yer alan bu tarifi hafifletebilmek için yağın yarısının yerine süzme yoğurt kullandım.

 

limon kreması

limon kreması

1800’lerin başında İngiltere’de lemon curd, yani limon kreması, günümüzde yapılış şeklinden tamamen farklı olarak, kremanın limon suyuyla kestirilip süzülmesi ile ortaya çıkmış. Meşhur 5 çaylarında mayalı bisküvilerin üstüne sürülerek yenirmiş.

Bugün pastacılıkta kek, tart, mus, dondurma gibi ürünlerde kullanılıyor.

Kilerinizin zenginliği hem yaratıcılığınızı besler, hem de hayatınızı kolaylaştırır diyerek benim buzdolabımdan eksik olmayan bu yoğun lezzetli tarifi paylaşıyorum.

Etiketler: , , ,
biberiye

biberiye

Akdeniz bitkisidir. Ilıman iklimde ve düşük rakımda yetişir, ancak tam deniz kenarını sevmez! Sık ve dar yaprakları iğne çamı andırır, daima yeşil kalır. Nane ailesinin bir üyesidir.

Tarihöncesi zamanlardan bu yana tedavi amaçlı kullanılır. Biberiyenin çiçeklerinin Meryem Ana üzerlerini mavi pelerini ile örtünceye kadar beyaz olduğu rivayet edilir. Ortaçağ’da manastır bahçelerinde yetiştirilirmiş.

Birçok Avrupa ülkesinde Latince ‘denizin çiyi’ anlamındaki adı Ros marinum’a benzer bir ismi vardır.

Çoğu yaprağın tersine biberiye uzun pişirmeye dayanıklıdır. Tazesi kurusuna nazaran daha saf bir aromaya sahip olduğu için bulursanız tercih edin. Ancak kuru biberiyenin, yaşına kıyasla, demir, kalsiyum ve B6 vitamini açısından çok daha zengin olduğunu unutmayın.

Lavanta, açık mavi, bazen beyaz olan çiçekleri arıları çeker ve çok lezzetli biberiye balını üretirler. İspanya’ da bu bal kullanılarak Turron isimli nuga üretilir.

Biberiyenin hafızayı geliştirdiği inancı çok eskilere dayanır. Hâlâ, hatıra sembolü olarak Avrupa’da düğünlerde ve cenaze törenlerinde kullanılıyormuş. Düğünlerde gelin buketine eklenir veya yoluna serpilirmiş. Cenazelerde tabutun üzerine konur veya mezara atılırmış.

Taze biberiyeyi şiş olarak kullanabilirsiniz. Mangalda yapacağınız et, özellikle kuzu, tavuk veya sebzeyi biberiyeye dizerek pişirebilirsiniz.

Tatlıda kullanacağın sütü kaynatırken içine birkaç yaprak biberiye at ve ocaktan alıp 15 dakika dinlendirdikten sonra yaprakları çıkart. Hep yaptığın sütlü tatlının çok farklı bir lezzeti olduğunu fark edeceksin.

limonata

limonata

when_life_gives_you_lemons_make_lemonade_postcard-rf29170018e394dd08a36932e27cc1653_vgbaq_8byvr_324Limonata, oluşumuna 14. yüzyılın sonlarına doğru Mısır’da limon suyuna bal karıştırılıp, soğutularak içilen bir çeşit içecek olarak başlamış. Bildiğimiz limonatanın ortaya çıkışı ise Ortaçağ döneminde Yahudi mutfağındaymış. Günümüzde maalesef çok az yerde bulabildiğimiz gibi, sadece limon, şeker ve sudan yapılan en eski limonata tarifi Ortaçağ’dan kalmaymış.

Endüstriyel ürünlerle bozulmamış, geleneksel yöntemle yapılan bu tarifi All Sports Cafe’den Sevgiyle kitabımdan uyarladım.

Etiketler: , ,
lokumlu un kurabiyesi

lokumlu un kurabiyesi

Kurabiye tarihinin 7. yüzyılda İran’da başladığı varsayılıyor. Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında qurabiyə, kurabie, kourabiethes, kurabii kelimelerinin kurabiye anlamına gelmesi, kelimenin fonetiğinin Arapça olmasına rağmen kökenin Türkçede olduğu varsayılıyor.

Un kurabiyesinin değişik uygulamalarına, polvorón adıyla İspanya ve kolonilerinde, düğün kurabiyesi ismiyle de Meksika’da rastlıyoruz.

Bu tarif de benden bir uyarlama. 🙂

Etiketler: , , , ,